GEÇİT
Uzunca bir süre evden, aileden ayrı kalmanın ardından ev özlemiyle minibüsten iniyorum, yoğun özlemden beslenen kavuşma öncesi, aşmam gereken son engel olan üst geçide doğru ilerliyorum. Hava soğuk ve karanlık, insanlar ise yok denecek kadar az diye düşünürken bir ses beni üst geçidin merkezinde yakalıyor. Öylesine karşı konulamaz bir ses ki bu duraksamadan edemiyorum, gelen sesin yönüne doğru kafamı çeviriyorum. Gördüğüm manzara hem sımsıcak günün kaynağı güneşe hem de kışların fırtınasına benziyor, hem içimi ısıtıyor hem de iliklerime kadar titretiyor beni, adeta çaresizliğe itiyor. Gülümserken bir yandan içim çoktan derin kederler içerisinde boğuluyor. Bir çocuk görüyorum karşımda, sırtında ince bir hırka ve omuzlarında okul çantası, önünde ucuz yoldan edinilmiş kırık tartısı.. Tartılmaz mısın abla diyor, öyle bir diyorki olumsuzluğa iten soru tümleci içerisinden olumlu cevabı yakalamayı başarıyor. Öyle bir istekle kıvrılıyor ki tebessüm eden çehresi, o gü...