Metrobüs

METROBÜS


O gün yine metrobüse geç binmek zorunda kalmıştım. Aslında geç diye tabir ettiğim saatin ilerlemesinden ziyade trafiğe kalmamdı. Metrobüslerde 5-8 saatleri arası ciddi önem arz eder, o saatler psikolojinizin bozulması için en elverişli zaman dilimini oluşturur.

Metrobüste oturabilmek adına verdiğim mücadelede çoğunlukla galip gelirim ama ne yazıkki o gün bunu başaramadım. Koltuklardan sonra en popüler yerler olan pencere kenarlarındaki yerlerden birine yaslandım ve birazdan soluyacak hava bulamayacağımı bildiğimden bol bol oksijeni içime çektim.

 Kulaklıkla müzik dinliyordum ki benim müziğimden daha önemli bir şeyler olduğunu fark edip odaklandım. Bir kadın metrobüse yeni binmişti, kapı ağzında duran bisikletli küçük çocuğun bisikletine takılmasıyla çocuğa ateş püskürdü. Bana ilginç gelen bir kısım vardı ki küçük çocuk da bir yetişkin gibi sinirli kadına cevap veriyordu, onun gibi yüksek ses ve öfkeli bir yüzle değil de, onun da önüne bakmayarak hatalı olacağını izah ederek.

 Az sonra metrobüse üç çocuk daha bindi, iki kız ve bir oğlan. Kızlardan biri diğerine göre daha büyüktü ve birazdan akordiyon çalacaktı. Küçük kızın elindeyse bir plastik bardak vardı ve çalacak müzikle beraber içinin dolmasını umuyordu. İstemeyerek birazdan ne kadar para toplayabileceklerini düşündüm ve kötümser bir sonuca vardım. Onlarla gelen oğlan ise sırf onlarla gelmek için binmişti metrobüse. Akordiyonda "İzmir' in Dağlarında Çiçekler Açar" marşı duyuldu ve küçük kız işe koyuldu, umutsuz vakaydı, Türkçe bilseydi ve ben de üzülmeyeceğini bilseydim bu metrobüsten tek kuruş kazanamayacağını söyleyebilirdim tüm kötümserliğimle. 

 Çok geçmeden öfkeli bir adam kalabalığı yara yara iniş kapısına yanaşmaya çalışırken aynı anda bizim müzik ekibi çocuklar da adama ters yönde müziklerini diğer yolculara duyurmak , belki de birkaç kuruş parayla bu metrobüsten ayrılmak için  ilerliyordu.Öfkeli adam , akordiyon çalan kızı iterek inmek istediğini , yol vermesi gerektiğini söyledi. Akordiyon çalan kızım arkadaşlarını da aynı şekilde itti ve kendine harika bir boş yol oluşturdu. Öfkesini atamamış olacak ki, kapının kenarında bisikletle duran ve onun inişine hiçbir engel oluşturmayan  küçük çocuğa da bağırdı ve en sonunda ülkemizde yaşayan tüm bu çocuklara küfür ederek indi metrobüsten.

 Günlerden pazar günüydü, saat öğleden sonra beş.. Tüm bu insanları bu kadar öfkelendirecek, öfkelerini çocuklardan çıkaracak kadar ne olmuş olabilir diye düşünmeden edemedim. İş derdi mi? Para mı derdimiz? Neye yetişmeye çalışıyoruz böyle ağız dolusu küfrederek, bağırıp çağırarak? Kazancımız ne? Bir pazar günü ne yaşamış olabiliriz ki hıncımızı el kadar bebelerden çıkarır olmuşuz? 

 Mutsuz bir hayat , mutsuz iş, umutsuz evlilikler..Sonrasında elden ayaktan düşmeler, doktor doktor gezmeler...Sahi, her anımızı mutsuz hale getirmeyi nasıl başarıyoruz?!

Yorumlar

Popüler Yayınlar