Kayıp Çocuk

 Hani böyle misafir gelir de anneniz çocukluğunuzu anlatmaya başlar ya..Bazen en çok utandığınız anlarınız , bazense hiç hatırlayamadığınız kısa hikayeleriniz çıkar ortaya.O gün Duru da böyle bir şey yaşamıştı.

Annesi Duru'nun  hiç de sevmediği akrabalarına bir şeyler anlatmak, sessizliği bozmak adına yine kendine Duru'yu kurban seçmişti." Duru " dedi , "5 yaşındayken kaybolmuştu. Kucağımda Damla , annemin kucağındaysa Tuğba vardı ve Duru onlara göre daha büyük bir çocuk olduğu için yanımızda yürüyordu. Pazardan dönüşte  bir an baktık ki bizim kız yok. Ne yapacağımızı bilemedik, o gün akşamüstü nihayet bulduk kaçak kızı."

 Az öncenin sessizliği gitmiş , yerini ağız dolusu kahkahalara bırakmıştı. Duru da bu bütünlüğü bozmadı, ağız dolusu olmasa da annesine bakarak tebessüm etti ve bu hikayenin aslında ne kadar farklı olduğunu düşündü.

 Öyle bir havaydı ki yaz sıcağı dese yazı üzerdi,  kış soğuğu dese kış küserdi, öyle ki hafif esintili yine de bunaltıcılığından bir türlü kurtulamamış bir havaydı. Duru ilk kez annesi, iki küçük kardeşi ve anneannesiyle birlikte daha önce gelmediği bir yere gelmişti. Hayatındaki yenilik sadece bu değildi, ilk kez pazarı da görecekti.

 Ne tuhaf bir yerdi şu pazar, bir sürü insan , bir sürü ses, yerlerde çürük ve basılmış meyveler, havasız ve sıcak küçük alanda neredeyse pişmiş yumurta kokusu.. Bunların hepsinin çadırların içine nasıl sığdırıldığını düşündü minik Duru, şaşkındı. Bir adam gözüne çarptı , insanlar yanındaki kadından domatesi almasın diye daha çok bağırıyordu, kendi domatesinin daha tatlı ve daha güzel olduğunu söylüyordu? Acaba haklı mıydı?

 Anneannesinin kucağında bir kardeşi, annesinin kucağında da diğer kardeşi yaramazlık yapıyordu.Kendisi ise yanlarında yürüyordu, ne kadar şanssızım diye düşündü, bu bunaltıcı yerde yürümek bile zor geliyordu. İnsanlar bir şeye yetişmeye çalışıyor gibi koşturuyor, birbirlerine çarparak ilerliyordu, kimse birbirinden özür dilemiyor hatta bazen karşısıdakine çarpan insanlar çarptığı kişiye hakaret bile ediyordu.Bir an önce buradan uzaklaşıp evine gidebilmeyi düşledi.Tam bu anda yanına baktı ki ne annesini ne de büyükannesini görebildi.

 Duru hep kaybolmayı, kaçırılmayı düşünür , hayal ederdi. Onu kaçıran adamları teker teker dövüp , özgürlüğünü de yanına katıp eve döndüğünde herkesin onu kahraman kabul etmesini istiyordu.

 Ama o gün ne kaçırılma, ne de başka bir şey..Kalakalmıştı pazarın orta yerinde..Kendi mahallelerinde olsa hiç korkmazdı, zaten hep evden kaçan bir çocuktu. Ailesi onu arar, asla bulamazdı. Duru ne zaman canı isterse o zaman eve dönerdi , her yerde her yaştan arkadaş edinirdi.

 Şimdiyse hiç bilmediği bir yerde ve daha önce hiç görmediği insanların içindeydi. Üzüldü ama asla ağlamadı Duru , o an onu biri tuttu omuzlarından. Bu kişi kocaman ve  güleryüzlü bir abiydi, o an böyle bir abisi olmasını dileyen minik Duru'ya yardım edecekti. Korkmaması gerektiğini , ailesinin birazdan geleceğini ve Duru'yu alacağını söyledi.Duru'ya sattığı çorapları gösterdi, ne çok çorap vardı öyle, ne çok insan giyecekti bu çorapları.Birbirinin aynı olan iki çorap çiftini iki farklı erkek çocuğu beğendi, birbirini hiç tanımayan bu çocukların birbirinin tıpkısı çorapları giyecek olması çok komik diye düşündü Duru.

 Annesi gelmiyordu, ya ben hep burada kalırsam diye düşündü, belki o da çorapçı olurdu. Uykusu iyice gelmişti ve kafasını tezgahın üzerindeki yumuşacık çorapların üzerine bırakıverdi.

 Uyandığında gözlerine inanamadı , çünkü evindeydi. Çorapçı ve güzel gülen abiye teşekkür dahi edememişti ve bir daha edemeyeceğini de biliyordu. O an tüm kalbiyle bir dilek tuttu.

"Lütfen Allah'ım, en çok çorabı Çorapçı Abi satabilsin."

Yorumlar

Popüler Yayınlar