Hatırlatma 3

Hayatımda üç defa ölümle karşı karşıya geldim, üç defa ölüm bana kendini tanıttı, hatırlattı.Bunlardan ikincisi çok ağırdı, uzunca bir süre unutamadım ama bugün size üçüncü karşılaşmamızı anlatacağım. Üçüncü katta hemşire giymem için bir önlük getiriyor, başka hiçbir şey üzerinde olmamalı diyor , yalnızca bu. Denileni yapıyorum , çok üşüyorum. Sonra büyükçe bir yatak getiriyorlar, tekerlekli hani şu sedye denilen şey. Saçlarını güneşin renginden çalan altın saçlı kıza bakıyorum çaresizce , belki de bir melek istiyorum yanımda. Hasta bakıcı kadın olmaz diye kafa sallıyor, yalnız gitmeli diyor. Umutsuzca sedyeye uzanıyorum, asansöre doğru sürüyor sedyeyi hasta bakıcı kadın ve gerçekten güçlü kuvvetli bir kadın izlenimi bırakıyor bende. Belli ki hem anaç hem meraklı biri diyorum. Çünkü korkmamamı sağlamak istercesine bana bir şeyler soruyor ve sürekli gülümsüyor biz asansörle üç kat aşağı inerken. Sonra buram buram ilaç kokan , buram buram vücut kokan bir yere geliyoruz bu kadınla. Evet diyorum , sonunda iki aydır beklediğim yerdeyiz, ameliyathane. Beni sedyeye uzanmış bir şekilde bırakıyor hem anaç hem de meraklı hasta bakıcı kadın, kalakalıyorum öyle. Yine mi bekleyiş diyorum , ben sabırsızım bekleyemem ki diyorum içimden. Sonra içeriden bir sedyede çocuk çıkıyor, tahmin edersiniz ki ağlıyor.Düşünüyorum o an çocuklar hastanelerde gerçekten daima canları acıdığı için mi ağlar, yoksa korkularından dolayı mı gelir gözyaşları küçücük göz pınarlarından? Sıra sende diyorlar ,ve sedyemi içeri sürüyorlar. İçerisi daha soğuk , daha fazla üşüyorum. Bir uzun hava çalıyor radyoda, kendime engel olamayıp gülüyorum. Önümde dosyalarıma göz atan genç asistan neye güldüğümü merak ediyor, ben de bir soru sormayı fırsat bilip ameliyatı yapacak cerrahın da bu müziği dinleyip dinlemeyeceğini soruyorum. Omuz silkiyor, o ne isterse onu açar radyodan diyor. İTÜ'de okuduğumu başka bir hemşireden öğrenip bana İTÜ'lü arkadaşını anlatıyor.Bir yandan da önlüğümün omuz kısımlarını indirip omuzlarıma çip gibi bir şeyler yapıştırmaya başlıyor. İTÜ'lü arkadaşını bana anlatmasından aldığım cesaretle başka bir soru sormak istiyorum. Damar yolu açacakmışız anestezi için , o nasıl olacak diyorum. Sen açmayacaksın ki ben açacağım diyor ve elimin orta yerine bir iğne saplıyor, o an zaten herhangi bir cevap veremeyecek bir hale geliyorum. Bir hemşire o an asistana şakalar yapıyor ve gülüşüyorlar. Ben bu haldeyken sohbet etmelerine içimden çok kızıyorum, sanki önlerinde dümdüz uzanan canlı bir insan değil de bir oyuncak bebekmiş gibi , az sonra birini bir uykuya daldırıp kesip biçmeyeceklermiş gibi, ne kadar garip diye düşünüyorum. Bir doktor geliyor, kendini tanıtıyor, anestezi doktorum olduğunu söylüyor. İçimde yine sormak istediğim bir soru var ama sonuna kadar tutuyorum , o küçük ekranda kalp atışlarımı ve nabzımı okurken. Sonra dayanamayıp soruyorum:
-Genel anesteziden sonra ya ben çenemi kitlersem , doktor bunu nasıl açacak?
Bu doktor için komik bir soru oluyor:
-Öyle bir hale geleceksin ki, ölüm gibi tüm bedenin kendini bırakacak.Kasların kısa bir süreliğine sana çalışmayacak diyor.
Sonra beni hareket etmemem için sedyeye bağlıyorlar. O an düşünüyorum da ne kadar kolay bir şeymiş bu ölüm. Ötenazi demek ki böyle bir şey, nazikçe içine ismi ilaç olan zehri boşaltıyorlar seninle tatlı tatlı konuşarak ve sonrası senin için derin bir sessizlik.. Anestezi doktorum ne hissediyorsun diye soruyor içimde derman olan zehir dolaşmaya başlayınca. Hiçbir şey , sadece kolum ağrıyor diyorum ve elimin orta yerine saplanan iğneye tiksinerek bakıyorum. Ameliyat öncesinde genel anesteziyle ilgili her ameliyatlık kişi gibi ben de birkaç efsane dinlemiştim ve demiştim ki bu şey beni öyle kolay kolay götüremez. Çünkü inanılmaz dayanıklı bir yapım var, beni bayıltacak doktorlar bayağı uğraşırlar. Ne 1,2,3,4 diye saymalar , ne göz kararması , ne de başka bir şey... Gözlerimi açıyorum ve tavanda kocaman ışıklara bakıyorum , konuşmak istiyorum ama sadece uzun uzun öksürüyorum, boğazım çok acıyor. Her konuşmak isteyişimde üst solunum sistemim bana öksürükle kapa çeneni diyor.Bir hemşire halime acımış olacak ki daha iyi nefes almam için bana bir şey takıyor, bu iyiliğinden sonra kendimi toparlamaya çalışarak cılız bir sesle ameliyatı soruyorum ne zaman olacağım diye. Bitti diyor, seni birazdan alıp geldiğin yere geri götürecekler. Duvardaki saate gözüm takılıyor, en son hatırladığım saatin üzerinden tam iki saat geçmiş. O an konuşamayacağımın farkında olan ben beynimi sorgulamaya başlıyorum:
-Ne oldu diyorum iki saattir? Hemen ver şu emri de toplasın tüm nöronlar benim hafıza raporlarımı.
-Üzgünüm , ne yazıkki bu emri veremem.Çünkü ben de bilmiyorum, bize ne oldu hiç bilmiyorum.
Diye yanıtlıyor sorumu normalde de hafıza konusunda işini fazlasıyla savsaklayan beynim. Beynimden beklediğim cevabı alamayınca tüm bedenimi sorumlu tutuyorum ve onlardan bir yanıt bekliyorum: -Nasıl bayıldım? Ne oldu o iki saatte? Beni kim ve nasıl uyandırdı? Lütfen biri artık bir şey hatırlasın diyorum, o iki saate dair bir salise hatırlasın biri? Bunun da cevabını veremiyorum , kendi bedenim , kendi beynim bunu cevapsız bir soru olarak hafıza kütüphaneme kaldırmamı öneriyorlar. Sonra düşünüyorum da bu ölüm değil miydi şimdi? İki saatlik bir ölüm, birilerinin bir dokunuşla tekrar yaşatmasını bekleyen bir ölüm..

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar